Türkiye süper liginin iki tane yorgun ve yıpranmış takımı karşı karşıya geldi bu hafta. Her ikisi için de esasında tamam mı devam mı maçıydı, haksız da olsa sonuçta kazanan Beşiktaş oldu. Bu iki kulübün içinde bulundukları durum aşağı yukarı aynı, iki takımında yönetiminin senelerdir süregelen, takımın karakterine uymayan yanlış transfer politikaları ve yanlış yönetim tarzlarıyla taraftarı çileden çıkarmış vaziyetteler. Çileden çıkan taraftar ise en küçük olayda yönetimi istifaya davet edip kazan kaldırmaya çalışıyor. Taraftar her zaman haklıdır diye mantar bir laftır geziyor alemde ama bu bence çok yanlış, evet taraftarın hakkı vardır isyan etmeye veya takımda görmek istemediği duruma çıkışmaya fakat takıma zarar veriyor ise o zaman onlar da en az yönetim kadar yanlış yapmaktadırlar. Maça gelmeden önce bu iki takımın transferlerinde ki benzerliklere değinmek istiyorum, Trabzon takımı da aynı Beşiktaş takımı gibi bir birinin aynı adamlarla donatılmış. Hal böyle olunca iki takımda bir şeyler üretmekten yoksun. İkinci büyük benzerlik ise 2 tane Brezilyalı adam, Rodrigo Tabata ve Alanzinho (Alan Carlos Gomes da Costa). Bu iki transfer de bir birinin aynısı, iki başkan da kendi takdir haklarını kullanıp ya da danışmanlarını!!!! dinleyip bu iki vasat oyuncuyu belli ki teknik direktörlerinin isteği dışında büyük meblağlara takıma kattı. Bu yüzdendir ki Hugo Broos geçenlerde yaptığı açıklamada Alanzinho'yu takımdan göndereceğini açıkladı ve ben eminim ki Mustafa hoca da Tabata'yı ilk fırsatta takımdan yollamak ister. İki takımında kazanmak istediği maça gelince... Mustafa hoca sezon başında beri uyguladığı taktikten vazgeçip 5-4-1'e yakın bir taktik uygulamak istedi ve bunu da başarmış gibi gözüktü. Bu taktiğin temel amacı geri de ki beşlinin sağ ve solunda oynuyan kanat arkası oyuncu özelliklerine sahip olan oyuncuların oyuna katılımıydı. Sağ taraf bu özelliklere uymasada Beşiktaş takımının sol tarafı yani İsmail Köybaşı bu özelliğe cuk oturmuş vaziyette. Sağ taraftan bahsetmiyorum bile. Ortasahada ki oyuncular (Tabata, Ekrem, Ernst ve Fink) arasında herkesin de gördüğü gibi Fabien Ernst çok daha verimli hamleler yaptı, fakat takım olarak Beşiktaş sezon başından beri oynadığı bütün maçlarda olduğu gibi oyun kuramadı ve pas trafiğini gerçekleştiremedi, Trabzon takımını kendi sahasına çekip kontradan gol atma taktiği esasında gücü olmayan ve ileride çabuk santraforu olan takımlara daha uygun bir taktik, yani ileride Marcio Nobre gibi bir forvetiniz varsa o taktik hayatta işlemez. Tüm futbol severlerin gördüğü gibi bu taktik defans yaparken işe yaradı fakat gol yollarındaki zayıflık aynen devam etti. Mustafa Denizli ikinci yarıya Uğur İnceman - İbrahim Kaş ve Yusuf Şimşek - Rodrigo Tabata değişikşiği ile başladı, doğru da yaptı. İleride top tutamayan Beşiktaş biraz olsun rahatladı ileride top tutmayı başardı, bal yapmayan arı İnceman yerine giren ingilizlerin deyimiyle manken İbrahim de hiç bir şey katmadı oyun düzenine. Dakika 48'de Ernst'in füzesiyle neşelenen Beşiktaş geri kalan dakikalarda da üretkenlikten yoksun ve etkisiz bir oyun sergiledi. Gelelim karadeniz ekibine, Hugo Broos son bir kaç maçtır sağda Colman solda Gabric ile klasik 4-4-2'yi uyguluyor ve Trabzon takımı bunu başarı ile uyguluyor, fakat hemen söyleyelim bu düzende Engin Baytar ve Alanzinho'ya pek yer yok. Ortasaha'da görev alan Selçuk İnan ve Ceyhun Gülselam adeta Beşiktaş'ın kalabalık gözüken ortasahasını sirkülase ettiler, ileride ki ikili Gökhan Ünal ve Umut Bulut çok tehlikeli pozisyonlar yarattılar fakat düşük gol ortalamaları bu maçta da gözüktü. O kadar pozisyona girip gol atamamaları maçın içindeki tek olumsuz yönleriydi. Trabzonspor için pek fazla söyleyecek birşey yok esasında golün dışında bir futbol maçında olması gereken seyircilerin görmek isteyeceği herşeyi yaptılar fakat sonuca gidemediler. Trabzonspor eğer devre arasında bir tane alternatif forvet kadrolarına dahil edebilirse şimdi ellerinde olan forvetlerin performansı artar ve gol sıkıntısı yaşadıkları maçlarda en azından alternatif bir forvet sahaya sokabilirler.
Son iki satırı ise Kaleci Hakan Arıkan'a ayırdım. Evet, Hakan iyi bir kaleci olma yolunda ilerliyor, lütfen iyi yolda olan bu kaleciyi bir günde dünya'nın en iyi kalecisi yapıp ertesi gün yerin dibine sokmayalım... Bırakalım öncelikle devamlı süre alsın takımda kendini geliştirsin ve gerçekten bir gün dünya'nın en iyi kalecisi olmasada iyi bir kaleci olabilsin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder