1 Aralık 2009 Salı
Fener paşa mağduru...
Cumartesi günü seyircisiz oynanan maç, bütün seyircisiz maçlar gibi tatsızdı. Şimdiye kadar seyircisiz maç oynama cezasına istinaden bir ceza bulunamadı sanırım bulunamayacakta. Maçta en çok dikkati çeken Fenerbahçe'nin isteksiz oyunuydu. Gökhan, Önder, Lugano, Carlos dörtlüsü tel tel döküldü maçta. Üç hafta önce ligin en az gol yiyen takımlarından olan Fenerbahçe iki haftada bu ünvana hiç yakışmayacak savunma hatalarıyla saç baş yoldurttu. Orta sahada Emre'nin eksikliğini çok hissetti Fenerbahçe, bu kadro zenginliğinde yerine koyduğu yedekleri belliki iyi hazırlayamamış Cristoph Daum. Hazırlıktan daha da ötede futbolcuların mutsuzluğu çok daha acı çektiriyor camiaya. Geçtiğimiz Beşiktaş maçının kadrosunda olmayan Guiza'nın kampı terkettiği, Emre'nin hırçınlığı takımın üstünde ki karabulutları arttırmış ve bir iki mağlubiyettebu sıkıntı tamamen su yüzüne çıkmış oldu. Orta saha da baskın olmayan Fenerbahçe futbolcuların isteğiyle çift forvet çıkmıştı, ama öyle bir görüntü vardı ki değil çift forvet dört forvet çıksa yine sıkıntı çekecekti sarı lacivertliler. Asist servisi yapması ve gol atması için tercih edilen Alex de Souza yine yokları oynadı, kendisinin tek olumlu hareketi attığı serbest vuruşdu. Daha maçın birinci dakikasında zaman zaman kendi güvenine yenilen Volkan'ın hediyesi ile 1-0 mağlup duruma düştü fakat Güiza'nın beşinci dakikadaki golüyle eşitliği sağlayan Fenerbahçe ilk yarı boyunca varlık gösteremedi ve soyunma odasına beraberlik ile girdi. Kasımpaşa takımı yine ikinci yarının ilk dakikalarında golü buldu 2-1 öne geçti. Skorları böyle söylerken sanki Kasımpaşa takımı golleri şansa bulmuş gibi gözükebilir esasında hiç de öyle değil Andre Moritz'in toplu ve topsuz harika oyunu, takım olarak iyi entegre olmanın sonucu ve tüm takımın tecrübelilerden kurulmuş olması Kasımpaşa'yı zafere taşıdı. Son dakikalarda gelen üçüncü golle Kasımpaşa Fenerbahçe takımına ağır bir darbe vurmuş oldu. Semih için hiç bir eleştiri yapmıyorum, o kadar maç oynamadıktan sonra doğal olarak maç eksiği var, evet nöbetçi golcü ama o da kendini böyle bir durumda anca o kadar motive edebiliyor, bence takımdan bir an önce ayrılıp ilk on bir'de oynayabileceği bir takıma transfer olmalı. Fenerbahçe esasında iyi takım onlarında bence ana sorunu defans hattında takıma geri girecek olan Bilica'nın yerine müdehale kabiliyeti daha iyi olan bir defans oyuncusu alınabilirdi. Ayrıca milli takımında sol bek oynayan Dos Santos'da kendi yerine çekilirse çok daha faydalı olacaktır. R. Carlos'da illede gideceğim diyor, zaten takımda kalmak istemeyen bir adamın zorla oynatılması çok yanlış olur. Son günlerde her zaman olduğu gibi Yılmaz Vural ve onun benzeri hocalar için kampanya yapılmışcasına programlar veya söylemler duyuyorum, yani gerçekten ben bunları duymaktan bıktım, Kasımpaşayla iki güzel galibiyet kazanan Yılmaz hocayı neredeyse Real Madrid'in hocası ilan edecekler. İşin garibi hep aynı safsata yılmazgillerden olan hocalar iki maç kazandımı bu hocaların hakkı yeniyor gibi klışeler dolaşıyor, lütfen bunu yapmayalım artık yeni hocalar yeni antrenörler görelim .
Maçın Golleri...
Etiketler:
Alex,
Andre Moritz,
Daum,
Fenerbahçe,
Kasımpaşa,
Volkan,
Yılmaz Vural
29 Kasım 2009 Pazar
Galatasaray yine tekledi...
Dün akşam sahne alan maçta Bursaspor - Galatasaray ile karşılaştı. Son zamanlarda iyi top oynayan ve kendi sahasında daha rahat gol atabilen Bursaspor, Ertuğrul Sağlam'ın eski Beşiktaştan aldığı defansı Kirita ile kuvvetlenmiş orta sahası ve alt yapıdan Türk futboluna kazandırdığı forvetleri ile sahadaydı. Esasında Volkan Şen'e tam forvet diyemeyiz ama dün gece iki kişilik oynadı. Oyuna Fenerbahçe maçından sonra değiştirdiği hali ile başlayan Rijkard, Savunmayı Sabri, Gökhan, Servet, Hakan Balta dörtlüsünden kuran teknik adam, ortasahada cezası biten Barış'a şans verirken, Mehmet Topal ve eski Bursasporlu Mustafa Sarp ile başladı. Galatasaray'ın en etkili bölgesinde değişikliğe giden Rijkard bence çok yanlış bir hamle yapmış, kanatları Arda, Keita ile oluşturup Forvet olarakda Kewell'ı düşünmüş. Yani bir azıcık Daum sendromu, kanattan forvet yapma peşinde. Frank Rijkard Bursaspor'dan korkmuş ve bir puan peşine düşmüş fakat bu dizilişle bir puandanda oldu. Mücadeleci olan Bursaspor'da Sercan top çıkaramayan defansın üstüne gidip iyiden iyiye zorladı , Hakan Balta'nın savunduğu kanadıda harmanlayan Volkan iyi performansına bir de gol ekleyince Bursaspor'a galibiyet geldi. İkinci yarının 64. dakikasında Nonda'yı Kewell'ın yerine alan Neeskens büyük bir hata yaptı, yorulan Bursaspor defansına büyük sıkıntı olabilecek Keita'yı alıp, formsuz olan Arda'yı oyunda tutunca kötü gidişe Nonda'da derman olamadı. Oldukça golcü olan Galatasaray takımı değişen ve üretken olmayan ortasahasına formsuz kanatlarıda eklenince, son iki maçında sadece iki gol atabilmiş. Büyük beklenti ve şaşalarla transfer edilen Elano için fazla birşey söylemeye gerek yok, Manchester City takımının teknik direktörü Mark Hughes klüpten gitmesine izin verdiği Elano ile alakalı "Elano rahat bir futbolcu canı istediği zaman oynuyo canı istediği zaman oynamıyo hatta antremanlarda bile canı istediğinde iyi performans gösteriyo, bizim alt yapımızdan çıkan futbolcular var onlara yer vermek Manchester City için daha faydalı olacak" demişti. Böyle bir açıklamadansonra büyük beklentiler beklemenin çok haklı bir durum olduğunu düşünmüyorum açıkcası. Ayrıca Elano yerine Galatasaray'ın esas derdi olan savunmaya bir takviye yapılmış olsa Galatasaray, Fenerbahçe'nin üstünde olabilirdi.
Maçın Golü...
Etiketler:
Arda Turan,
Beşiktaş,
Bursaspor,
Elano,
Ertuğrul Sağlam,
Galatasaray,
Keita,
Kewell,
Kirita,
Mark Hughes,
Rijkard,
Sercan Yıldırım,
Volkan Şen
27 Kasım 2009 Cuma
Hayaller Tiyatrosunda* bir hayal gerçek oldu
Dün gece kimsenin tahmin edemeyeceği bir maç yaşandı İngiltere'de, Beşiktaş futbol takımı 23 maçtır kendi sahasında yenilmeyen gençlerden kurulu ya da değil Manchester United'ı yendi hem de Old Trafford'da. Hafta sonu Fenerbahçe derbisinden sonra yorgun olacağını düşündüğümüz Beşiktaş takımı maça çok iyi ve dengeli başladı, Manchester United'ın da çok baskılı olmayan oyunuda bu dengeli başlangıca ön ayak olmuş oldu. Fenerbahçe maçının aynı dizilimi ile çıkan Beşiktaş takımına bir de İsmail Köybaşı eklenince klasik bir deplasman takımı olmuş oldu ve bunu maç boyunca da hissettirdi. Beşiktaş takımı özellikle topu kaptıktan hemen sonra çok çabuk çıkıp Manchester United takımını gafil avlamak istedi ve bunu ilk başarabildiği pozisyonda İsmail'in uzun topunu iyi kontrol eden Rodrigo Tello harika bir vuruşla, Alex Ferguson'un oğlunun takımında keşfettiği Ben Foster'ı avladı ve Beşiktaşı 20. dakikada 1-0 öne geçirdi. Aynı hızlı oyunu başarabildiği ikinci seferde ise Fink bulduğu net pozisyon gol olsa çok daha rahat bir ikinci yarı izleyecektik. İkinci yarıda ise aynı oyunu devam ettiren Beşiktaş takımı, yine Manchester United'ın yaptığı pas trafiğine tehlikeli bölgede izin vermedi, maçın 1-0'a kilitlendiğini anlayan Ferguson as takımdan Owen, Carrick ve Evra'yı sokarak gol bulmak istedi ama istatistiklerinde gösterdiği gibi Beşiktaş takımının Manchester United'dan çok koşması ve alanları daraltması sonucuda yine sonuçsuz kaldı. Son 10 dakikada ise CSKA maçından sonra kendini bilmez taraftarlar tarafından istenen Rüştü çıktı sahneye ve iki tane %110 gol çıkardı (acaba Rüştü'yü havaalanı çıkışında isteyenlerin şimdi vicdanları hesap soruyor mudur). Sezon başından beri Beşiktaş takımı defansı harika yaparken gol yollarında ki etkisizliğinide giderince 7'de yedi yaptı üstüne de Manchester'ı devirdi. Manchester United hakkında fazla birşey söylemeye gerek yok, dünya'nın en değerli futbol takımı olan ManUtd. şampiyonlar liginde bir üst turu garantileyince, yoğun maç temposundan dolayı yedek takımı ve gelecekte yıldız olabilecek futbolcularla sahaya çıktı. Bu futbolcuların en büyük handikapı birbirlerini hiç tanımamalarıydı ve bu da sahada fazlasıyla belli oldu. Mustafa Denizliyi bir kez daha tebrik ediyorum, sezon başından beri takımın fizik kondisyonundan ziyade tüm futbolcuları psikolojik olarakda motive etmesini çok iyi bildiğini gösterdi. Şimdi Beşiktaş takımının yapması gereken tek bir şey kaldı o da Rusya'da yenildiği CSKA Moskova'yı 1-0 ya da en az 2 gol farkıyla yenip avrupa macerasına Avrupa Liginde devam etmek. Geçtiğimiz haftalarda Beşiktaş aynı futbolculardan kurulu bu düzende çok zor dediğimi hatırlıyorum, sanırım bu söylediğimi sezon sonunda geri almak zorunda kalıcam. Bugün ve dün bir tek şeyi yadırgadım ve üzüldüm açıkçası. İnternette ve televizyonlarda NTVspor hariç neredeyse hiçbirinde bu maç ile alakalı detaylı haber göremedim, acaba Fenerbahçe Manchester United'ı Old Trafford'da yenseydi gazeteler ve televizyonlar nasıl yayınlar yapacaktı. Yoksa herkes Beşiktaş'ın Old Trafford'da kazanacağını biliyor muydu? Bunun dışında bir soru daha belirdi kafamda yoksa Nihat yokken Beşiktaş daha mı rahat top oynuyor?
*Old Trafford
Etiketler:
Beşiktaş,
CSKA,
Fink,
İsmail Köybaşı,
Manchester Unitedi,
Manutd,
Mustafa Denizli,
Nihat,
NTVspor,
Old Trafford,
Rodrigo Tello,
Rüştü
Trabzonspor bildiğiniz gibi...
Son bir kaç gündür Trabzonspor cephesinde gelişen olayları dikkatle takip ediyorum. Sezon başında olduğu gibi camia yine karışık, sadece karışık olsa yine iyi kimse ne yaptığını bilmez gibi davranıyor. Esasında bütün bu olanlar Trabzonspor camiası için pek yeni bir şey değil. 1988-1989 (Gordon Milne) sezonundan beri Samet Aybaba dönemi hariç bir sezonu tek bir hocayla bitirememiş bordo mavili takım. Herkesin söylediği gibi futbolda istikrarsızlık başarısızlığı en önemli etkenlerden biri, Trabzonspor takımıda bunu sağlayamadığı için başarılı olması imkansız gözüküyor. Trabzonspor takımı için bir diğer önemli etken ise taraftar... Bir grup taraftar Fatih Tekke için ve Şenol Güneş için bağırıyor, ısrarla bu iki isimin takım için kurtuluş olacağını zannediyorlar. Fakat bu düzensizlik ve istikrarsızlık sürdüğü sürece Karadeniz'in yerel gazetelerinden birinin attığı manşet gibi değil Fatih Tekke, Lionel Messi gelse ne olur demek geliyor içimden. Ayrıca kendinizi Fatih Tekke'nin yerine koyun onun için tezahuratlar yapılıyor ve çok yüksek bir beklenti var, böyle bir durumda acaba Trabzonspor'a içi rahat gelebilir mi? Bunun cevabı garanti HAYIR! eğer Şenol Hoca gelirse onun için de aynı soru ve cevabı verebilirim. Şimdi gelelim Hugo Broos'a, Trabzonspor'a gelmeden önce sırasıyla Belçika takımlarından Molenbeek, Club Brugge, Excelsior Mouscron, Anderlecht, Genk,Yunan takımlarından Panserraikos takımını çalıştırmış ve bu takımlardan Club Brugge'de 1991 -1997 arasında 6 sene kalmış 2 kez lig şampiyonu olmuş ve 3 kez de Belçika kupasını almıştı. Diğer gittiği takımlarda bekleneni veremeyen Broos son olarakta yunan takımını küme düşürmüştü. Bütün bu kariyeri hatırlayarak şimdi ligin başına henüz Trabzonspor takımının teknik direktör aradığı zamanlara geri dönmenizi istiyorum. Manşetleri hatırlayalım "Sven-Göran Eriksson bitti gibi" ya da "Tra(bzon)pattoni" gibi şeyler yazıldı çizildi. Sonuç olarak beklenti yüksek tutulmuş ve gelen teknik direktörün kariyeri yansıtılan adamların tam tersi bir kariyere sahip, doğal olarak taraftarlar daha takımın başına geçmeden şikayet etmeye başladılar. Yönetim beklentileri yüksek tutmak yerine taraftarlara çıkıp o klasik olan cümleyi kurmalı "bizden bir kaç sene şampiyonluk beklemeyiniz" ve bu cümleyi kurduktan sonra Hami Mandıralı, Fatih Tekke gibi futbolcuları yetiştirip başararıya daha yakın olabilir. Belki bu yönde ilk doğru adım Şenol Güneş olabilir umarım Şenol hocayıda bizi bu sene şampiyon yap gibi bir imkansızlığa itip harcamazlar. Trabzonspor başarılı olmak için bir, iki sezonu çöpe atıp iyi bir takım kurmak zorunda. Son olarak bahsetmek istediğim bir diğer şey ise Trabzonspor yönetimlerinin, evet hepsinin, transfer politikası. Eğer bir İstanbul takımı değilseniz yönetimler birazcık yaşadığı bölgenin coğrafi ve kültürel şartlarını düşünerek transfer yapmalı. Bunun en yanlış örneği ise yine Trabzonspor. Her sene Trabzonspor bir Brezilyalı ya da Afrikalı getirerek büyük yanlış içinde çünkü bu adamların yaşadığı şehirler ile geldiği şehir arasında coğrafi ve kültürel olarak çok fark var örneğin Brezilya genel olarak sıcak bir ülkedir ve rahattır Brezilya insanı ama Trabzon şehri hiç de öyle değil bu nedenle eğer Şenol Hoca bu takımın başına geçerse onunda Archil - Shota gibi gürcü ya da o bölgeden yabancı transferler yapması daha faydalı olacaktır takıma. Son önerim ise Trabzonspor taraftarına Lütfen sabırlı olun, biz de en az sizin kadar başarılı bir Trabzon takımı istiyoruz...
Etiketler:
Afrika,
Brezilya,
Fatih Tekke,
Gordon Milne,
Hami Mandıralı,
Hugo Broos,
Messi,
Şenol Güneş,
Trabzonspor
23 Kasım 2009 Pazartesi
Beşiktaş sezonu yeni açtı...
Beklenen derbi dün gece oynandı inönüde. Herkes tarftarın tepkisini beklerken sanki 36 kişi cezalandırılmasını protesto etmeyen Beşiktaş taraftarı takıma tam destek vererek ateşledi takımını. İlk 10 dakikada etkili olan Beşiktaş, Emre ve Christian'ın iyi oyunuyla ortak oldu maça fakat Alex De Souza'nın Fink tarafından hayalet edilmesi bu etkiyi skora yansıtamadı. Buna ek olarak çakma forvet Kazım Kazım'da hiç bir varlık gösteremeyince Fenerbahçe takımı ilki 19. dakikada penaltı pozisyonu olmakla beraber ilk yarının son dakikasındaki frikik ile 2 kez etkili oldu Beşiktaş kalesinde. Beşiktaş ise sezon başından beri ilk defa ideal on biri ile çıkmıştı sahaya. Aşağı yukarı değişmeyen geri dörtlü ye (İbrahim Üzülmez, Ferrari, Sivok, Toraman) Fink ve Ernst katıldı. Solda Ekrem Dağ, sağda Serdar Özkan, forvet arkası Yusuf Şimşek. Bu on bir Beşiktaş takımına ilk yarıda bir kaç pozisyon yaratmayı başardı fakat onlarda golü bulamayınca ikinci yarıda Mustafa hocanın muhteşem bir hamle yapıp Serdar Özkan oyundan alıp Tello'yu oyuna soktu. Şilili oyuncuyu Bobo'nun arkasına alıp yusufu sağa alan Denizli karşılığını baskılı oyun oynayarak fazlasıyla aldı. Bu baskılı oyunu skora yansıması ise günün kahramanlarından İbrahim Üzülmezin ortasına muhteşem cevap veren Fink'in golü oldu. Bu harika golün şaşkınlığını ve Emre'nin sakatlığını idrak edemeyen Daum'a bir darbede Bobo'dan geldi. Böylece İki farkı yakalayan Beşiktaş takımı daha da rahatladı ve taraftarında son zamanlarda yaptığı gereksiz tezahuratlardan kurtulmasına sebep oldu. Mustafa Denizli ikinci iyi hamlesini de Yusuf Şimşek - Uğur İnceman değişikliğiyle yaptı ve ortasahada güçsüz kalan ve top kayıbı yapan Yusuf'u oyundan çıkararak takımı birazcık daha toparladı, bütün bunlar olurken Fenerbahçe'yi yaptığı bindirmelerle bunaltan kaptan İbrahim ofsayt olan üçüncü golünde asistini yaptı. Maçın başından beri belli olan tek bir şey vardı o da Beşiktaşın maçı kazanma adına olan isteği, nitekim bu maç Beşiktaş için tamam mı devam mı maçıydı ve Beşiktaş takımı bu derbiyi kazanarak zirveye de tekrar ortak olmuş oldu. Fenerbahçe teknik direktörü Daum takımı potansiyelini bir türlü sahaya yansıtamıyor. Klübede Nöbetçi golcü Semih'i klübede oturtuyor, Guiza'yı takıma almıyor ya da Kazım'ı forvet yapmaya çalışıyor. Daha doğrusu Kazım'ın Galatasaray maçında etkili olduğunu gören Daum kendini kandırmış çünkü pas yapma özürlü Gökhan Zan ve Servet Çetin'e pres yapan Kazım tabiki zorluk çıkarır ama Beşiktaş takımındaki Ferrari ve Sivok onlar kadar kötü top kullanan adamlar olmadığı için bu futbolcu hiç birşey yapamadı böylece Fenerbahçe 66. dakikadaki Semih değişikliğine kadar forvetsiz oynadı. Beşiktaş takımı derbiye çok iyi hazırlanmış ve konsantrasyonu üst seviyedeydi iyi oyunla kazanmasını bildiler hükmen maçın dışında da ilk kez üç gol atmaları takımın moralini daha da yükseltecektir fakat daha üst noktalara çıkmak için Beşiktaş takımının takımda ayrılmak isteyen futbolculara izin verip yerlerine bir iki tane vasıflı futbolcu alması gerekir... Son olarak da sahada mücadele eden tüm futbolculara çok teşekkürler, maçı çirkinleştirip gergin bir ortam yaratmadılar, sonucunda uzun zaman sonra keyifli bir derbi izlettiler.
Maçın Özeti...
Maçın Özeti...
15 Kasım 2009 Pazar
"Turkish Legend" Tugay Kerimoğlu
1970 yılında Trabzon'da dünyaya gelen Tugay Kerimoğlu, futbol kariyeri boyunca bir çok başarıya imza atmıştır. Geçtiğimiz sene futbola veda eden Kerimoğlu başarılarıyla bir çok futbol severi kendine hayran bırakmış ve İngiltere'de "Turkish Legend" lakabını almıştır. Futbola Trabzonspor'un alt yapısında başlayan başarılı futblcu 1987 yılında Galatasaray'da profesyonel olarak futbola adım attı. 1999 yılına kadar Galatasaray'da top koşturan futbolcu 12 senelik Galatasaray yolculuğuna 6 Turkiye ligi şampiyonluğu, 4 Türkiye kupası sığdırmayı başardı. Tugay Kerimoğlu 2000 yılında Glasgow Rangers'a transfer olduğunda, Türkiye'deki çoğu insana göre artık futbol hayatı bitmişti ya da artık iş yapamayacak vaziyetteydi, fakat 2000 yılında Rangers formasıyla oynadığı 25 maçta gösterdiği perfomansa ek olarak attığı üç golle alkışları topladı ve o sene Rangers hem İskoçya şampiyonu oldu hem de İskoçya kupasını kaldırdı. İskoç ligindeki bu başarısı İngiltere Premier ligindeki takımlarında dikkatini çekti ve Kerimoğlu 2001 yılında Blacburn Rovers takımıyla sözleşme imzaladı. Blackburn Rovers forması altında ilk golünü Blackburn'ün West Ham'ı 7-1 yendiği maçta uzaktan attığı şut ile atmıştır. 2002-2003 sezonunda da başarılara imza atan futbolcu, 2003-2004 sezonunda Blackburn Rovers'da yılın futbolcusu seçilmiştir. Yedi sene burada forma giyecek olan yıldız futbolcu kariyerine bu renkler altında bir de İngiltere Lig kupası sığdırmayı başardı. 10 sene İngiltere Premier liginde futbol oynamadığı için jübile yapamayan Kerimoğlu, 24 Mayıs 2009 da oynanan Blackburn Rovers'ın, West Bromwich Albion ile oynadığı sezonun son karşılaşmasında profesyonel futbol hayatına nokta koydu. Şu an Manchester City (B) takımının yardımcı antrenörü olan Tugay Kerimoğlu, 30 yaşında Türkiye'de futbol hayatını bitirme sendromuna karşı gösterilecek en önemli futbolcudur, keşke Türkiye'deki futbol takımları böyle futbolcular yetiştirmeye ve yurt dışındaki liglere göndermeye devam etse. Birçok Dünya yıldızıyla geçtiğimiz perşembe günü savaşta ölenlerin aileleri için yardım maçında Dünya karmasında oynayan Tugay Kerimoğlu ile ilgili yazı yazan Edip Adanır'ın yazısını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Yazıyı okumak için tıklayın...
10 Kasım 2009 Salı
Karadeniz Fırtınası...
Türkiye süper liginin iki tane yorgun ve yıpranmış takımı karşı karşıya geldi bu hafta. Her ikisi için de esasında tamam mı devam mı maçıydı, haksız da olsa sonuçta kazanan Beşiktaş oldu. Bu iki kulübün içinde bulundukları durum aşağı yukarı aynı, iki takımında yönetiminin senelerdir süregelen, takımın karakterine uymayan yanlış transfer politikaları ve yanlış yönetim tarzlarıyla taraftarı çileden çıkarmış vaziyetteler. Çileden çıkan taraftar ise en küçük olayda yönetimi istifaya davet edip kazan kaldırmaya çalışıyor. Taraftar her zaman haklıdır diye mantar bir laftır geziyor alemde ama bu bence çok yanlış, evet taraftarın hakkı vardır isyan etmeye veya takımda görmek istemediği duruma çıkışmaya fakat takıma zarar veriyor ise o zaman onlar da en az yönetim kadar yanlış yapmaktadırlar. Maça gelmeden önce bu iki takımın transferlerinde ki benzerliklere değinmek istiyorum, Trabzon takımı da aynı Beşiktaş takımı gibi bir birinin aynı adamlarla donatılmış. Hal böyle olunca iki takımda bir şeyler üretmekten yoksun. İkinci büyük benzerlik ise 2 tane Brezilyalı adam, Rodrigo Tabata ve Alanzinho (Alan Carlos Gomes da Costa). Bu iki transfer de bir birinin aynısı, iki başkan da kendi takdir haklarını kullanıp ya da danışmanlarını!!!! dinleyip bu iki vasat oyuncuyu belli ki teknik direktörlerinin isteği dışında büyük meblağlara takıma kattı. Bu yüzdendir ki Hugo Broos geçenlerde yaptığı açıklamada Alanzinho'yu takımdan göndereceğini açıkladı ve ben eminim ki Mustafa hoca da Tabata'yı ilk fırsatta takımdan yollamak ister. İki takımında kazanmak istediği maça gelince... Mustafa hoca sezon başında beri uyguladığı taktikten vazgeçip 5-4-1'e yakın bir taktik uygulamak istedi ve bunu da başarmış gibi gözüktü. Bu taktiğin temel amacı geri de ki beşlinin sağ ve solunda oynuyan kanat arkası oyuncu özelliklerine sahip olan oyuncuların oyuna katılımıydı. Sağ taraf bu özelliklere uymasada Beşiktaş takımının sol tarafı yani İsmail Köybaşı bu özelliğe cuk oturmuş vaziyette. Sağ taraftan bahsetmiyorum bile. Ortasahada ki oyuncular (Tabata, Ekrem, Ernst ve Fink) arasında herkesin de gördüğü gibi Fabien Ernst çok daha verimli hamleler yaptı, fakat takım olarak Beşiktaş sezon başından beri oynadığı bütün maçlarda olduğu gibi oyun kuramadı ve pas trafiğini gerçekleştiremedi, Trabzon takımını kendi sahasına çekip kontradan gol atma taktiği esasında gücü olmayan ve ileride çabuk santraforu olan takımlara daha uygun bir taktik, yani ileride Marcio Nobre gibi bir forvetiniz varsa o taktik hayatta işlemez. Tüm futbol severlerin gördüğü gibi bu taktik defans yaparken işe yaradı fakat gol yollarındaki zayıflık aynen devam etti. Mustafa Denizli ikinci yarıya Uğur İnceman - İbrahim Kaş ve Yusuf Şimşek - Rodrigo Tabata değişikşiği ile başladı, doğru da yaptı. İleride top tutamayan Beşiktaş biraz olsun rahatladı ileride top tutmayı başardı, bal yapmayan arı İnceman yerine giren ingilizlerin deyimiyle manken İbrahim de hiç bir şey katmadı oyun düzenine. Dakika 48'de Ernst'in füzesiyle neşelenen Beşiktaş geri kalan dakikalarda da üretkenlikten yoksun ve etkisiz bir oyun sergiledi. Gelelim karadeniz ekibine, Hugo Broos son bir kaç maçtır sağda Colman solda Gabric ile klasik 4-4-2'yi uyguluyor ve Trabzon takımı bunu başarı ile uyguluyor, fakat hemen söyleyelim bu düzende Engin Baytar ve Alanzinho'ya pek yer yok. Ortasaha'da görev alan Selçuk İnan ve Ceyhun Gülselam adeta Beşiktaş'ın kalabalık gözüken ortasahasını sirkülase ettiler, ileride ki ikili Gökhan Ünal ve Umut Bulut çok tehlikeli pozisyonlar yarattılar fakat düşük gol ortalamaları bu maçta da gözüktü. O kadar pozisyona girip gol atamamaları maçın içindeki tek olumsuz yönleriydi. Trabzonspor için pek fazla söyleyecek birşey yok esasında golün dışında bir futbol maçında olması gereken seyircilerin görmek isteyeceği herşeyi yaptılar fakat sonuca gidemediler. Trabzonspor eğer devre arasında bir tane alternatif forvet kadrolarına dahil edebilirse şimdi ellerinde olan forvetlerin performansı artar ve gol sıkıntısı yaşadıkları maçlarda en azından alternatif bir forvet sahaya sokabilirler.
Son iki satırı ise Kaleci Hakan Arıkan'a ayırdım. Evet, Hakan iyi bir kaleci olma yolunda ilerliyor, lütfen iyi yolda olan bu kaleciyi bir günde dünya'nın en iyi kalecisi yapıp ertesi gün yerin dibine sokmayalım... Bırakalım öncelikle devamlı süre alsın takımda kendini geliştirsin ve gerçekten bir gün dünya'nın en iyi kalecisi olmasada iyi bir kaleci olabilsin.
Son iki satırı ise Kaleci Hakan Arıkan'a ayırdım. Evet, Hakan iyi bir kaleci olma yolunda ilerliyor, lütfen iyi yolda olan bu kaleciyi bir günde dünya'nın en iyi kalecisi yapıp ertesi gün yerin dibine sokmayalım... Bırakalım öncelikle devamlı süre alsın takımda kendini geliştirsin ve gerçekten bir gün dünya'nın en iyi kalecisi olmasada iyi bir kaleci olabilsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






